Sormanıza sevindim!

İçimden: “Evet, yapılabilir” deyip bırakmak geçti bir an ama, ne yazık ki yanıt vermesi benim için o kadar kolay değil. Çünkü ben de kulaklıkla çok kötü miksler yaptım. Hatta bıraksanız şimdi de yaparım.
-Spoiler alert-
Fakat neden hoparlörlerle miks yapmayı tercih ettiğim hakkında bazı fikirlerim var.

dreamstimefree_286261s

 

 

 

 

Kulaklıkla müzik miksi yaparken benim yaşadığım sorun, kulaklığın bu mizansende kazandırdıklarından kaynaklanıyor da olabilir.

Biraz oksimoron bir cümle oldu bu ama, şöyle açmaya çalışayım:

Kulaklıklar, popüler müzikte yüksek volümlerde mikslenen bas frekansları, -tüm diğer frekanslar gibi- kulağınızın ayağına getirir. Oysa ki sesleri hoparlörlerden dinlediğinizde, hoparlörden çıkan o aynı frekanslar havadaki partiküllerin etkisiyle, dinlediğiniz ortamın cinsine göre de değişen oranlarda çok büyük farklılıklar gösterebilir. Bas frekanslar hoparlörleri terkettiğinde tek bir yöne doğru yayılmaz bir de… neredeyse hoparlörün çevresinde 360 derecelik bir yayılma gösterir.

Tizlerin ise çok yönsel karakteri vardır. Hoparlörün tweeter şutlama ekseninin dışına çıkarsanız, algıladığınız tiz seviyesi düşer ve miksi yaparken tiz/tuz miktarını abartma ihtimaliniz ortaya çıkar.

Rat-repelŞekil 1a
Solda:
Fare ve haşerelerin, evimizde misafir etmek istemediğimiz yaratıkların yüksek frekanstaki sesleri duyduğu bilgisine dayanarak, bazı akıllılar -sözüm ona- fare kovucu hoparlör/ses cihazı üretiyor, bir de bunları satıyorlar. Bre densizler.

Halbuki dedim ya tizler çok yönsel frekanslardır diye?

Ultrasound ShadowsSağda:
Bu nedenle fare ve haşerelere yönelik caydırıcı ses sistemleri işe yaramaz. Ben almadım ama baştan bilin istedim. Bir taşla iki fare (beüüüğğ).(http://www.ratbehavior.org/rathearing.htm)

 

 

Hoparlörün tizlerini de ıskalama riskimiz varken, neden ben kulaklıkla miks yapmanızı kuvvetle tavsiye etmiyorum? Oraya geldim sayılır.

Çünkü orta frekanslar.
Basları ve tizleri bu kadar kolay (?) duyulur hale getirdiğimizde, orta frekanslara, ve onu algılayış şeklimize ne olacak?
Fletcher-Munson eğrileri” diyeceksiniz belki, “onları zaten kolay duyabiliyoruz” diyeceksiniz. Dünya adil değil, yoksa ben de böyle bir düzen istemiyordum diyeceksiniz. Top yuvarlak diyeceksiniz. Olmaz olsun, yeterrr!.. (Türkleştim beş senenin sonunda).

Bence de Fletcher-Munson zaten. Adam ne demiş, diğer frekanslarla aynı seviyede algılamamız için, basları çok açmak gerek demiş, özet olarak.
Ama baslar na burda. Tizlerden de kaçılamiyür? Orta frekanslar da geliyor. Daha ne istiyorum?
Belki de biraz doğallık. Hava. Ortamın dokunuşu. İstiyorum.

Herkesin kendine göre bir tecrübesi var. Herhangi bir konunun en doğru halini bildiğimi de iddia etmem.Listening-And-Worried-s Ama 22 senelik tecrübeme göre, naçizane ve kişisel tecrübem şu:
Kulaklıkla yaptığım mikslerin orta frekansları genellikle cılız oluyor.
Baslar abartılı, ve tizler de istediğim odaktan kaymış olarak ortaya çıkıyor.
Ben can alıcı tizleri 5 kHz’de kontrol altına aldığımı zannederken bir bakmışım, tizler 6’da, 7’de cirit atıyor.
E ben ne anladım bu işten? :
Reverb ve Delay. Güzel oluyor bunlar hakikaten, Sezar’ın hakkı Sezar’a…

İdeal olmayan ortamlarda, yolculukta ya da misafirlikte ise tabii ki miksin durması gerekmiyor.
Bu gibi durumlarda, genellikle kulaklıkla hassas edit işlerini ve genel dengeyi oturtuyorum, eğer bir stüdyoda değilsem.
Ertesi gün, ya da ilk fırsatta da iyi bir dinleme ortamında, hoparlörlerle tonları şekillendirip, en hızlı gitmem gereken aşamayı etkili bir şekilde tamamlıyorum.
Aslında bu aşama en hızlısı ve en önemlisi.
Gerisi otomasyon, incik cıncık şeyler – ki bunlar çok zaman alıyor. Bunları kulaklıkla yapmak bana mantıklı geliyor, zira hoparlörlerle düşük seviyede miks yaparken kaçırdığım bazı küçük detayları bu aşamada yakalıyorum.

Şimdi şurda adamlar sormuş: “Kulaklıkla etkin bir şekilde miks yapılabilir mi?” diye.
“Eğer ucuz hoparlörleriniz ve akustik olarak düzeltilmemiş bir dinleme ortamınız varsa, kulaklıkla miks yapmanız işinize yarayabilir” diye bitirecekken, “Ama tabii şu plugin’i alırsanız çohiyi olur” demeyi de unutmamışlar.
Zaten bağlantısını verdiğim yazı da bir firmanın Pro Tools Expert adlı site/blogtaki “misafir” yazısı.
Bunun altında çok fazla bit yeniği aramaya gerek yok… kulaklıkla çalışmak çoğu zaman tek seçeneğimiz olabilir.

Ama iyi hoparlörleri olmayan, müzik yaptığı ve mikslediği ortamın profesyonel bir stüdyoyla yakından uzaktan alakası olmayan çok büyük bir kitle var. Bu kitle için de oluşturulan bir pazar. Çoğunlukla da plug-in/yazılım kullanmayı seven geniş bir kitle bu. O nedenle kulaklıkla her şeyin toz pembe olduğu bir dünya hayal etmek daha çok tercih ediliyor.

Kendimce, söylenmesi gerekenler ise kısaca şu:
Dinleme seviyesi, ses miksini yaparken en önemli faktördür.
Eğer işi doğru yapmanıza engel olan faktörleri en aza indirgeyip hem kulaklıkla hem de hoparlörlerle çalışır, bu iki yöntemin avantajlarını kullanarak ses miksi yaparsanız en iyi sonucu elde edersiniz. Dezavantajlarınızı da en iyi siz bilirsiniz. Sadece elinizdekileri sorgulamayı, daha iyisi için deneme yapmayı unutmayın, yeter. Hani çocukken her şeyi denerdik… nerede o zihniyet, hm?

Beni soracak olursanız, ben şu anda kendi oluşturduğum bir monitörink sistemini kullanıyorum:

İlter Kalkancı referans monitör sistemi

O sayede de mikslerim çoğüzel, master’larım da pek bir lez’iz
Patent çalışmalarımda da son safhalara geldim, fikrimi çalanı çok fena yaparım.

Ama tabikide* kulaklık da kullanıyorum. Neden kullanmayayım?

– Ama öğreneceğim…

* Öyle bir kelime yok, Türkiye. Dilini eşek arısı soksun Türkiye.

Siz neler kullanıyorsunuz? Siz tamamen kulaklıkla miks yaparken benzer sıkıntılar yaşıyor musunuz?
Düşüncelerinizi benimle paylaşınız.
Bir de İlter Kalkancı Monitörink Sistemimi ™  Çin’de ürettirip satacağım, kaça satayım?

{ 4 yorum }

microphone-260283_640 Son zamanlarda zamansızlık nedeniyle ilgilenemediğim blog’uma gelip bir şeyler karalayayım derken, bugün aldığım sorulardan biri beni ateşledi, ve kısa da olsa bir blog yazısı yazmak istedim.

(Yazdım. Eyo).

FBscr

 

“Merhaba ilter. Yıllar önce muziktek forumunda bana epey yardımcı olmuştun. Studyomu semi pro ekipmanlarla yeniledim. Studio projects c3 almıştım senin tavsiyenle. Bende yıllardır promxty efek  sorunundan bıktığımdan dolayı very low promixty efek ve sıcak karakterli bir mikrofon aldım (…)”.

Yanıtlara geçmeden ön bilgi:
Proximity effect (yakınlık etkisi) ses ve müzik prodüksiyonu için, ses kaynağı mikrofona yaklaştığında artan bas/düşük frekans cevabı anlamına gelir.

proximity_effect_graphSes kaynağı mikrofona çok yaklaşırsa mikrofon, kendi içindeki çalışma prensibi ve fizik kuralları nedeniyle kayda giden ya da sinyal zincirine aktarılan sesin düşük frekans içeriğini abartır.

Fakat bu etki her mikrofonda aynı oranda oluşmaz. Özellikle “directional” (yönlü) denen, yani belli bir yönden gelen sesi aktarma amacıyla tasarlanmış “cardioid” tip mikrofonlarda oluşur.

Bunun sebebi de mikrofonu diyaframın tam karşısına denk gelen alandaki sesleri kaydetmeye odaklı yapabilmek için oluşturulan, mikrofondaki deliklerdir (“port”).

SM57ed

Solda: Shure SM-57 Cardioid pattern’li dinamik mikrofon.
(Yaklaşırsan bas artar).
(Çaylak bir ses mühendisiysen bu port’ları bantlarsın, davul kayıtların hep rezil-rüsva olur, sen de neden bir türlü adam gibi davul kaydedemediğini anlamazsın. Sonra Amerika’daki ekipmanların 110 Volt’la çalıştığı geyiğine takılır, mikser üzerinde lahmacun yemeye devam edersin).

Omni-directional, yani her yönden ses kaydetme amaçlı tasarlanmış mikrofonlarda proximity etkisi yoktur.

Proximity (yakınlık) etkisi -adından da anlaşılacağı üzre- ses kaynağı mikrofondan uzaklaşınca kaybolup, yaklaşınca ortaya çıkacağı için, bu etki ses mühendisleri, müzisyenler ve şarkıcılar tarafından zaman zaman avantajımıza kullanılır.
Çünkü mikrofonun dibine girip “Merhaba kızlar” derseniz, sesiniz davudî bir derinlik kazanır, kızlar ses tellerinize oturmak ister. Kesin bilgi.

Baslar artar yani.
Bu etkiyi bilen şarkıcılar, radyo sunucuları vesaire, zaman zaman bu nedenle mikrofonu ağızlarına çok yaklaştırır. Sorulara dönersek…

“(…) Bende yıllardır promxty efek sorunundan bıktığımdan dolayı very low promixty efek ve sıcak karakterli bir mikrofon aldım. C3’ü satmayı düşünüyorum fakat acaba satmasam mı diye sana danışmak istedim. (…)”

“Sıcak karakterli mikrofon”dan kasıt ne tam olarak bilmiyorum ama, eğer mikrofon cardioid pattern‘de kullanılacaksa, proximity effect‘ten sonsuza dek kurtulmak mümkün değil. Mikrofon sıcak olsun, ılık olsun, bu etki directional olan tüm mikrofonlarda var.

Çoklu yön seçeneğine sahip bir mikrofondaki omni-directional pattern kullanılacaksa, proximity etkisi mikrofonuna göre ya çok azalır, ya da hiç kalmaz.
Studio Projects C3 de multi-pattern, yani çoklu yön seçenekleri olan bir mikrofondur. Ama cinsi ne olursa olsun bu mikrofonun proximity etkisi azaltılmak isteniyorsa yapılacak ilk şey, solisti ya da ses kaynağını mikrofondan uzaklaştırmaktır.

Ses kaynağı mikrofona bir karış mesafede durursa, zaten sorun ortadan kalkar.

singer-340212_640ed

Yukarıda da belirttiğim gibi diğer çözüm, C3’ü omni ayarına almak olabilir:

C3ed

Tabii mikrofon omni pattern’deyken, tüm yönlerden gelen seslere hassas olacaktır. Odadaki kötü bir yankı/yansıma kayda aynen yansır.

Zaten o yüzden stüdyolarda doğrudürüst bir akustik tasarım ve kurulum yapılmış olması gerekir, ya da biz kayıt almak için o yüzden adam gibi stüdyoları tercih ederiz.

Eğer artık C3’ün sana verecekleri önemsiz ise, sat gitsin. Aldığın mikrofonun karakteri, yaptığın tüm diğer kayıtlara daha uygun sonuçlar veriyorsa, C3’e ihtiyacın kalmamış demektir.

Ancak bir ses kayıt stüdyosu işletiyorsan, elinde çok mikrofon olması her zaman bir avantajdır.

“(…) Şarkılarımın nakaratlarını başkalarına okutturuyorum. Mic yerleşimine önem veriyorum bu sefer gerçekten pahalı studyolar gibi tınlamaya başladı nakaratlarım. Fakat double vocalleri aynı mikrofonla okutunca sanki ses buğulu ve robotik geliyor. Pro studyolarda back vocallarde başka mic kullanılmasının sebebi nedir ?

Back vocal mikrofonunun karakterinde neler önemli ? sp back vocal mic için uygun mu sence ?

birde nakarat doublelarda düzgün okuttursam bile robotlaşma oluyor phaser yada franger gibi bişey oluyor ses. Bunu mühendisler nasıl engelliyor ?”.

“Duble vokal”, aynı solistin/müzisyenin aynı partisyonu iki ya da daha çok kez ayrı ayrı söylemesi/çalması, ve bunların da ayrı track‘lere kaydedilmesi demektir. Duble performans durumlarda mikrofon pozisyonunda ya da mikrofon marka/modelinde değişiklik yapılması gerekmez ama, değişikliğin olumlu etkileri olabilir. Mikste duble vokal ile asıl vokale (“Lead”, ya da solist) zaten ayrı miks uygulaması yapılır. O nedenle bu farklılaştırmayı ya kayıt sırasında yapacaksın, ya da miks sırasında.

Geri vokaller için de durum çok benzer – bir farkla… geri vokaller, bazen gerçekten de geriden duyulan vokaller olarak tasarlanmıştır. Hem volüm dengesi olarak geride, hem de derinlik algısı olarak geride.
“Bazen” dedim, çünkü günümüz pop müziğinde çoğunlukla bu böyle değil artık. Son zamanlarda yapılan R&B, rap, pop ve EDM mikslerinde, geri vokallerde bazen solistten bile daha çok yüksek frekans yoğunluğu duyuyorum.
Solistte reverb ve derinlik varken, geri vokaller sağlı-sollu ve çok yakından geliyor bazen.
Yani?
Durum tasarıma, yaratıcı fikre, istenilen etki neyse ona bağlı. Bence müzik ne kadar yaratıcı bir sanatsa, onun yapımı da o kadar yaratıcı olmalı zaten.

  • Geri vokallerin “geriden duyulur gibi” olması isteniyorsa, geri vokalleri yapanları kayıt öncesinde mikrofondan uzaklaştır.
  • Oda 1,5 metrekareyse ve vokalistlerin mikrofondan uzaklaşacak kadar bile yeri yoksa, miks yaparken bu seslerin yüksek ve düşük frekanslarını eksilt*.
  • Geri vokallere reverb verirken, reverb’ün pre-delay miktarını 0 (sıfır) milisaniyede tut.
  • Geri vokaller çok derinden gelmesin, ama yine de soliste göre geride dursun istiyorsan, reverb zamanını (“decay”) kısa tut, ama reverb oranını arttır.

Bir de “geri vokal mikrofonu” diye bir şey yok…
Konserlerde neredeyse her enstrümana ve sese dinamik (ve cardioid) mikrofonlar kullanılır. Belki sen de kayıtlarında geri vokaller için Shure SM-58 gibi bir dinamik mikrofon kullanmalısın? Hatta oraya gitmişken, arada sırada solisti de/bile öyle kaydetmeyi denemelisin?
Ben 20 senelik stüdyo yaşantımda pek çok şey denedim – bunlar ilk akla gelenlerdi.

* Sesler mikrofondan ya da kulağımızdan uzaklaştıkça, sesteki yüksek (tiz) ve düşük (bas) frekans içeriğinde eksilme olur. Yüksek frekanslar çabuk güç kaybettiği için. Fizik kurallarını öğrenmen, ya da hayatta gözlemleyebileceğimiz basit prensipleri uygulaman, yaptığın kayıtların kalitesini yükseltir.

Kolay gelsin.

Ben şimdi kendimi bir dondurmayla ödüllendireyim. Kış gelmemişken henüz.

{ 10 yorum }